Her yer, her yer’leşiyordu!

Merhabalar. Her yer her yer’leşmiyor mu? Giderek her yer birbirine benzemeye başlamadı mı? Yaşadığınız kentte göz önünde bulundurun. Ben bunu yaşadığım kent üzerinden açıklamaya çalışacağım. Beyoğlu’nda yaşıyorum. 10 yıldan fazladır yaşamımı burada sürdürmekteyim. Bir ara farklı bir semte taşındım ancak dönüp dolaştığım yer yine burası oldu. Gençliğim İstiklal Caddesi’nde bir aşağı, bir yukarı şeklinde geçti. Gençlik dediğim ergenlik dönemim. Yani 18’i görene kadar falan hatta 20 bile olabilir. Tam olarak hatırlamıyorum. Öte yandan uzun bir süre burada çalıştım. Daha lisedeyken garsonluk yapmaya başladım. Üniversitenin ilk yılına kadar bu böyle devam etti. Çalıştığım kafelerin haddi hesabı yoktur. Beyoğlu’nda ekonomi bu kafelerin sırtındadır diyebilirim. Daha sonra farklı işlerde de çalıştım ama mihenk taşı bu kafelerdir. Bugün ile kıyaslayınca eskiden daha güzeldi diyebilirim. Hoş bizim nesilden önce de çok tehlikeliymiş. Özelikle karanlık çökünce dışarıda gezmek yürek istiyormuş. Büyüklerimiz öyle diyor. En güzel dönemi biz yaşamışız. Hoş her dönemin kendine güzel yanlarını vardır. Neyse konu güzellik ya da çirkinlik değil. Konu bugünün Beyoğlu sokaklarının Bağcılarınkinden farkının olmaması. Bunu söylerken Bağcıları küçümsediğimi falan düşünmeyin. Bunu yapacak en son insanlardan biriyim. Bağcılar da en Beyoğlu kadar değerlidir. Ancak Bağcıların kültürel ve tarihsel birikimi bir Beyoğlu değildir. Çünkü Beyoğlu, Bağcılar bostan iken vardı. O yüzden arada biraz fark olsun istiyorum. Ancak ulaşım ve iletişimin hızla gelişmesi ile Beyoğlu’undaki kültürel birikimin bir benzeri bir anda Bağcılar’da da kendini gösteri verdi. Bana sorarsanız bunun sebebi internet ve teknoloji.. Evet evet internet! Nasıl mı? Hemen anlatayım hayatımıza internet girince Bağcılar’daki kahvehanelerin yerini Beyoğlu’ndaki kafelere benzer kafeler almaya başladı. Bu sadece Bağcılar için geçerli değil. Türkiye’nin hemen hemen yeri geçerli.. Hem de 4’te 1’i fiyatına çay satıyorlar. Bu durum Bağcılar adına güzel şeyleri ifade ederken Beyoğlu için kötü şeylere vesile oldu. Nasıl mı? Bağcılar’da 1 liraya çay içen vatandaş Beyoğlu’nda 5 liraya çay içmek istemedi. Hal böyle olunca Beyoğlu esnafı kan ağlamaya başladı. Beyoğlu esnafının çayı 1 liraya indirme şansı yoktu çünkü kirayı bile çıkaramazdı. Durum böyle olunca teker teker kapattılar kepenkleri ve çekip gittiler. Aralarında Avcılar’da 5’te 1’i kirasına yeni kafe açıp köşeyi dönen de oldu. Tasını tarağını toplayıp köyüne dönen de oldu. Evet gerçekten köyüne dönen oldu. Bunu laf olsun diye söylemiyorum. Buna bizzat ben, kendim şahit oldum. Devamlı gittiğim bir kafe vardı. İki kardeş işletiyordu. İşler sarpa sarınca önce birbirlerine sardılar. Sonra küçük olan çekip gitti. Büyük olan bir süre daha direndi ancak yapamadı. Sonunda gırtlağına kadar borçlandı. Nihayetinde de dayanamayıp köyüne gitti. Alacaklılarına da durumu anlattı. Kimisi helalı hoş olsun dedi. Kimisi yedi ceddine sövdü.. Eskiden Beyoğlu’nda 4. hatta 5. kattaki kafeler bile iş yapıyordu. Ancak şimdi giriş katları bile bomboş. Tabi bu durumda yerel yöneticilerin basiretsiz yönetiminin de etkisi var. En basiti Beyoğlu’ndaki dışarıya masa çıkarmayı yasaklamak esnafın kafasına sıkmak gibi bir şey oldu. Hal böyle olunca Beyoğlu giderek gerilemeye başladı  ve bugünkü halini aldı. Eskiye dair ne varsa teker teker yok oldu. Eskiden İstiklal Caddesi’nde yürürken bin bir çeşit insanla karşılaşırdık. Şimdi bakıyorsun hep aynı tipler ve Araplar.. Çok değil bundan 5 yıl önce sadece Araplar değil dünyanın dört bir yanından insanlarla karşılaşmak mümkündü. Burada özellikle Araplar demenin sebebi diğerlerinin buraya uğramaz olması. Irkçı bir yaklaşım olarak algınlanmasın farklı, zıt kültürlülükle alakalı bir durum.. Kendi ülkelerinde yaşamayadıkları özgürlüğü burada yaşamaya çalışan ancak onu da beceremeyip bokunu çıkaran bir kültürü kastediyorum. Sadece tüketen, doğru düzgün alışveriş bile yapmayan. Yerel markalar yerine emperyal markaları tercih eden. Kebap yemek yerine hamburgerciye doluşmalarını kastediyorum. Alacağı 3 kuruşluk şey için esnafı canından bezdiren. 1 liralık suyun bile pazarlığını yapan, insanı çileden çıkaran bir kültürden bahsediyorum. Ne yazık ki esnafın muhtaç kaldığı kişilerde bunlar. Çünkü onların dışında ne gelen var, ne de giden… Valla ne yalan söyleyeyim ben kendi adıma söyleyeyim eskiyi mumla arıyorum. O rengarenk cıvıl cıvıl Beyoğlu’nu özlüyorum. Emo’ları hatta Apaçi’lerni bile özledim. Gelen gideni aratırmış ya hakkatten öyle oldu. İstiklal Caddesi’ne renk katıyorlardı. Şimdi o renklilikten eser yok diyebilirim. Neyse konuyu yine bağlayamayacağım. Umarım anlatmak istediğim şeyi anlamışsınızdır. Aklıma gelenler bunlar.

You may also like...

Bir Cevap Yazın