Edirne'de arabacı bir amca

Nasıl gidiyor diye şöyle arkama bir baktığımda. Çok değil sadece bir yıla bakabildim. Zaman aslında o kadar da hızlı geçmiyormuş. Bir yılda o kadar çok kayıp vermişiz ki.. Bu sayıyı rakamlarla telaffuz etmeyi terbiyesizlik bilirim. O kadar çok ağladık ki. Artık bir yerden sonra duygusuz yaşamaya başladık. Artık gözyaşları duruyor. Lakin suratta bir aptallık başlıyor. Seste bir ciddileşme de söz konusu. Tabi buna da alışıyorsunuz. Sonra eski şeyler, yeni şeyler mevzusu başlıyor. Bu tartışma taa ilk insana kadar gidiyor. E tabi iletişimi de kesince hepten bir saçma bir durum çıkıyor. Kime ne dedin? Kime dedi? Falan filanlar derken hop hiç tahmin etmediğin kişilerden beklenmedik olaylar olaylar. Sonra bunların hepsinin içinde kendini unutmaya başlıyorsun. Kendinden derken bireysel anlamda olan kendinden… Peki, hiç mi umut yok? Hep söylerim umutsuzluk Nazım’a ihanettir. Kimseye ihanet etmedim. Lakin ihanet edeceğim en son insan da Nazım olur.. Bu konuya da bir netklik getirelim. Ee çünkü net olmak lazım ki daha rahat insan olabilelim. İnsan değil misin? Sorusuna olmaya çalışıyorum diyerek cevap vermek nasıl bir duygu bilmezsiniz. Size göre hep insan olan sizdiniz. Sizden başkası insan da olamazdı. Kafasını kesmekte sıkıntı yok. Hatta buna sesiz kalmak fıtratınızda var. Hadi sizden olmayanlara susarsınız da Türkmenlere ne diyeceksiniz? “Yarısı Sünni, yarısı da Şiadır” lafından sonra Irak’ta kaç Türkmen katledildi haberiniz var mı? Bu yüzden hacı abi siz insansanız ben değilim.

Serbest Çelebi