Gece geç bir saatte eve dönücem. O kadar yorucu bir gün oldu ki anlatamam. Taksi’ye bindim. Gideceğimiz yeri söyledim. Önümüzdeki yol dolambaçlı, azıcıkta uzun bir yol.

Taksici “nasıl gidelim?”

Ben”Bildiğin gibi git”

Taksicilere yol tarifi bana göre tam bir eziyet. Hele ki yorgunsam, vurun beni daha iyi. Neyse adam “o zaman vicdanımın sesini dinliyorum” dedi. Geri vitese taktı ve bir sokak mesafesi kadar geri gitti. Sonra sağdan aralardan, kestirme bir yerlerden bastı gaza. Derken yolda birisi bir adres sordu. Adam dakikalarca tarif etti. İyi niyetine hayran kaldım. Yolumuza devam ettik. Sonunda muhabbete başladık. Derken konu döndü, dolaştı betona.. Beton konusunda hem fikirdik. “Betonların arasında çürüyüp gidiyoruz” da bıraktık. Derken abimin telefonu çaldı. Arayan karısıydı. Televizyon bozulmuş. Adam aç-kapa, fişi çıkar-tak gibi klasik yöntemleri bir bir anlattı. Karısı bir yerde işe başlamış. Borçları varmış. Bir ay daha çalışırsa borçlar bitiyormuş. Falanda filan.. Ancak bu adamla kadın arasındaki muhabbet gayet iyi. Adam 50-55 yaşları arasında. Eşiyle konuşurken tamam hayatım diyordu. Ve adam mutluydu. Gerçekten mutluydu. Uzun bir aradan sonra samimi, art niyetsiz ve mutlu bir insan görmüştüm. Açıkçası ben de mutlu oldum. Derken ineceğim durağa geldim. Bir baktım ki taksimetre normalde geldiğimin neredeyse yarısı kadar yazmış. Sabah arkadaşıma bir paket yer fıstığı almıştım. Dayanamadım çıkardım onu da abiye verdim. “Eyvallah yeğen” diyen taksici gecenin karanlığında kayboldu. Ben de eve gelip haberlere göz attım. Adamın biri “tanklarla vurduğunuz yer sizin değildir” demiş. Güzel demiş. Bir de bakkalda televizyonda yediği yumruğun şokundan çıkamayan, 45 çocuğun tecavüzü vesile olmuş Ensar Vakfı’nı savunan Ahmet Hakan vardı.